ortodoks hristiyanların müslüman türk hayranlığı


ortodoks hristiyanlar ile latin hristiyanlar arasında eskiden beri gelen sürtüşmeler vardı. doğu roma imparatorluğu zamanla güç kaybetmeye başladığı dönemlerde latin hristiyanların eline düşmekten endişe ediyordu. ortodoks hristiyanlar açısından bakıldığı zaman müslüman türkler kesinlikle latin hristiyanlara göre daha iyilerdi. çünkü latin hristiyanlar, ortodoks hristiyanları ortodoksluğun değişmez gerçeklerini bir yana bırakarak hristiyan öğretisinin latin biçimini zorla kabul ettireceklerdi. latin hristiyanların bu politikasına istinaden müslüman türkler ise hangi mezhepten, hangi dinden olursa olsun dinsel törenlere engel olmuyor kişilerin dinsel inançlarına karışmıyorlardı. müslümanlığı, hristiyanlığın bir sapması olarak görüyorlar aynı tek yaratıcıya inanıyorlardı. osmanlı türkleri balkanlara girdiği dönemde vergi toplama konusunda hristiyan vergi toplayıcılarına nazaran daha az baskı yapmışlardı. balkanlara hakim olan türkler, bölgede yaşayan hristiyanlara bir hristiyan egemenin yönetimi altında sahip olabileceklerinden daha geniş çaplı yerel bir özerklik sağlamışlardı. hani döneminde ortodokslar bir referanduma gitseydi, bu tür davranış biçimlerinden dolayı ortodoks hristiyanlar konstantinpolis'in denetiminin bir latin hristiyanın elinde olmasından ziyade müslüman türklerin denetiminde olmasını tercih edebilirlerdi ki 1453 yılında böyle bir düşünce çatışmasına gerek kalmadan müslüman türkler konstantinpolis'in denetimini ele geçirdiler. 

aslında çirkinim


dismorfofobiden bahsetmeyeceğim çünkü bu bir tür hastalık, benim bahsetmek istediğim konunun başka bir açısı, gerçekten kendimizi olduğumuzdan daha çirkin görürüz çünkü kendimize alışkanlığımız var. bir çok farklı mecralarda bir şekilde bu konuya denk gelmişsinizdir. kimileri insanlar kendilerini olduğundan daha güzel görürler diye söylerler hatta buna olunduğundan 6 ya da 10 daha fazla güzel görürler diyerek değer verirler. ama insanlar aynaya baktıkları zaman kendilerini olduğundan daha güzel görmezler, göremezler. insanlar aynaya her baktıklarında yüzlerindeki detaylara hemen odaklanırlar. her birey kendi yüzünün ya ya da vücudunun en önemli ve en dikkat çekici -negatif yönde- yerini bilir ve ilk oraya odaklanır. en basit bir şekilde çok detaylara girmeden yüzümüzü ele alalım. basit bir şekilde yüzümüzü bölgelere ayırdığımız zaman alın ve üst bölgeleri, göz bölgesi, kulaklar, burun bölgesi, ağız bölgesi ve yüzün alt bölgesi olarak küçük bir kaç parçaya ayırdığımızda aynaya ilk bakıldığından en dikkat çekici bölge olarak göz, burun ve ağız bölgesi en önemliler arasında yer alır. her insan karşısındaki kişiye baktığı zaman ilk olarak bu bölgelere bakar. göz renkleri üzerine yüzlerce şiir yazılmıştır, ışıltılarını anlatan hikayeler vardır. burun konusuna gelince ortalama ebatlardaki burunlar daha çok hoşa gider. ağız ise kendi başına bir devlet gibi olabilir dişler çok önemlidir. daha sonra kulaklar ve yüzün üst ve alt bölgeleri gelir. her gün kendi yüzümüze baktığımız zaman göslerden başlar ve diğer bölgelerimizi gözden geçiririz her bölgedeki en küçük hata, kusur hafızamızın en derin yerlerine kazınmıştır bazen tıbbi müdahaleler ile birlikte bu rahatsızlık duyduğumuz kusurlarımızı düzeltiriz. ilk görüşme esnasında ilk izlenim önemlidir denilmesinin sebebi tamamen budur ama bir insan ne derece detaylı bakarsa baksın sizin kendi yüzünüzde bildiğiniz kusurları uzun bir zaman boyunca algılayamaz. sakalınızın ters çıkmasını siz bilirsiniz ve ona göre traş olursunuz. diş rengi konusunda orjinali reklamlardaki gibi beyaz değildir ama bokunu çıkartacak derece sarımtırak değildir. diş renklerinizden rahatsızlık duyuyorsanız konuşurken veya gülümserken kontrollü davranırsınız karşı taraf fazla görmesin diye, yüzünüzde saklamak istediğiniz küçük detayları konuşma esnasında mimiklerinizle ya da sol/sağ profilden duruşunuzla bir şekilde gizler ve kamufle edersiniz. bazen işler yolunda gider ve karşı tarafı etkilediğiniz zaman ister erkek/isterse kadın olsun ayna karşısına geçip "bu adamı/kadını ben mi tavladım?" diye kendine soru sorar. yüzümüzdeki bölümleri puanlarsak ve tam puan 100 ise her kusurumuz için kendimizden puan keseceğizmizden kaynalı bütün kusurlarımız tek seferde hanemizden silinecektir ve kendinizi her değerlendirdiğinizde bütün kusurları ezbere bildiğiniz için en düşük puanlamayı kendiniz vereceksinizidir.
kendinizi bu konuda yormayın her körün bir topal alıcısı mevcuttur ve kendinize boşuna eziyet etmeyin, karşınızdaki de bir insan, onun da kendine göre kusurları var. sizin 90 verdiğiniz kişi kendisine büyük ihtimalle 70 vermiş olacaktır. 

bloodborne; öldün


oyun oynamak eğlenmek içindir ama bu oyun eğlenmekten ziyade oyunu kavrayabilene kadar eziyet etmek, sinir krizleri geçirtmek için yapılmış. aslında görünüş biçimiyle aksiyon oyunlarını anımsatsada diablo 1-2 -3'ü oynamadığım için bir şey diyemeyeceğim- oynayanların çok iyi bildiği bir yapıyla ilerliyor bu oyun, gerçi eski souls serisi oynayan kişiler bu durumu souls tarzı olarak görebilirler. neyse bu oyun hakkında bir sürü şey yazıldı çizildi edildi videoları yapıldı.benim zevk alarak oynadığım en iyi oyunlardan birisidir bloodborne; oyunun yaşattığı atmosfer özellikle yharnam'ın dizaynında kullanılan paletlere hayran kaldım dönemin mimarisi çok güzel bir şekilde yansıtılmış. yharnam ve çevresinde gezinirken yaratıklardan kurtulduktan sonra özellikle bir tur daha atıp haritadaki binalardaki detaylara bakınıyordum. hikaye olarak ise h.p.lovecraft'ın cthulhu mitosuna göndermeleri, eski kandan bahsetmesi ve büyük olanlar beni benden aldı. daha önce hiç bir cthulhu temalı oyundan bu derece zevk aldığımı söyleyemem, şunu da belirtmeliyim ki oyunun bütün hikayesi cthulhu mitosu üstüne değil. oyunun kendi orjinal hikayesine cthulhu mitosundan etkiler olmalari gerektiği yerlere öyle güzel bir şekilde yerleştirilmiş ki hayraklıkla izliyorsunuz. the old hunter ek görev paketininin özellikle balıkçı kasabası bölümü innsmouth'da geziniyormuşum gibi düşündürmüştü. üstünden bu kadar uzun zaman geçmiş bir oyun hakkında oturup neden yazı yazmaya karar verdiğime gelirsek, geçenlerde açıp yine bir iki saat oynayıp yharnam sokaklarında gezindim. yaratık avladım ama bölüm sonu canavarı kesemedim çünkü kalmadı ama ng+'lara devam edeceğim gibi... bu oyununda karakterinizi gelirştirmek için kan yankısına ihtiyacınız oluyor ve kan yankısının en güzel toparlandığı mekanlardan birisinin gizli yerlerinde şu yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz yaratıktan bulunuyor. bu zamana dek oynadığım bir çok oyunda beni kendisinden tırstıran başka bir yaratık görmedim. winter latern/brain trust olarak isimlendirilen bu karakter çılgınlık etkisi altına alması ve bir anda yakalamasıyla karşınıza düzenli bir şekilde öldün yazısının gelmesine neden olmaktadır. karakterin tasarımı ise başlı başına ayrı bir konudur, zaten bloodborne'daki bütün yaratıklar, bölüm sonu canavarları ve büyük olanları ele aldığınız zaman tasarımlarını incelerseniz hangi hasta ruhlu kişiliğin eseri olduğunu düşünebilirsiniz.
olur da bir gün bloodborne oynamaya karar verirseniz "kesinlikle düşmana ne kadar güçlü olursanız olun bodoslama saldırmayın" en kıytırık yaratıklar bile hiç beklemediğiniz bir şekilde sizi öldürebilir ve üstünüzde bolca kan yankısı varsa üzülmenize neden olabilirler.

aşırı uç noktalar her zaman aynıdır


bugün bir film izledim brimstone; dinini aşırı uçta yaşayan bir amcanın ve çevresindeki kişilere estirdiği terörü konu alıyordu. afişine bakıp john snow'u gördüğünüze aldanmayın. hikayenin zaman çizgisi farklı bir şekilde ilerliyor ve dörde ayrılmış durumda. kit harington ise sadece bir bölümünde yer alıyor. hani buraya sırf game of thrones'dan izleyici çekebilmek amacı ile yerleştirdik diye bas bas bağırıyor. dinini uç noktada yaşayan bir amca ailesine terör estirmekten acayip haz duyuyor ve attığı her adımın sonunda kutsal kitaptan alıntı yaparak davranışlarını meşrulaştırmaya çalışıyor. şimdi bu filmi izleyen kişinin öncelikli olarak bu durumu kavrayabilmesi çok önemli yoksa güzel ülkemde oldukça yanlış anlaşılabilir. bu sapkın adam bütün sapıkça davranışlarını normal bir davranış biçimi hatta olması gerektiği gibi gösterebilmek için dini kullanıyor. din sömürüsü sadece bizim ülkemizde değil her yerdedir. aynı şekilde kutsal kitaptan yaptığı alıntılarda kadının nasıl ikinci planda kaldığını görebiliyoruz. kadını bir nesne olarak görüp bedenini erkeğinin hizmetine sunmasından bahsediyor. aslında bir çok ilahi dinde kadınların bir şekilde nesnelleştirildiği görülmektedir. ana karakterimiz joanna'nın bu duruma nasıl katlandığını görünce şaşıracaksınız. gerçek bir hayattan kesinti olmasa bile döneminde kadınlara nasıl davranıldığını çok güzel bir şekilde anlatıyor.

pusulasız yön bulmak


eğitim hayatımız boyunca coğrafya derslerinde kutup yıldızının en parlak yıldız olduğu sürekli olarak kuzeyi gösterdiğini öğrendik. kutup yıldızının yerini bulmak için ise önce büyük ayı sonra karşısında küçük ayı'nı bulmamız gerektiği söylendi. ama açık havada gökyüzüne baktığınız zaman en kolay şekilde küçük ayı'nı görürsünüz. tarifler cezve şeklinde olsa da orjinal adı ursa minor -küçük ayı- ve ursa major -büyük ayı- dür. yani anlayacağınız bildiğimiz ayıdır. küçük ayı gökyüzünde birbirine oldukca yakın duran takım yıldızıdır. yukarıdaki görseldeki gibi birbirinden ayrık değildir. en soldaki uç yıldız resimdeki polaris diye gösterilen kutup yıldızıdır. yeryüzündeki izdüşümü daima kuzeyi gösterir ve geceleri yönünüzü tayin etmede bu yıldızı kullanabilirsiniz. kuzey yarımküre/güney yarımküre karmaşası yaşanmaması adına ursa minor pozisyonunu gösteren şu fotoğrafa bakacak olursanız, küçük ayı'nın son yıldızı neredeyse kuzey kutup noktası ile çakışmış durumdadır. bundan dolayı polaris geceleri daima kuzeyi gösterir.


gündüz vakti ise yön tayin etmek daha kolay ama 15 dakika zaman gerektirir. bunun için düz bir çubuk bulup yere çakmanız gerekiyor ve gölgesinin ucuna bir adet taş koyun, yukarıdaki görselde gösterilen 1 numaralı nokta oluyor kendisi ve 15 dakika süre tutun. 15 dakika sonra çubuğun gölgesinin yeni ucu ise yukarıdaki görselde 2 numaralı nokta oluyor. birinci noktamız batıyı, ikinci noktamız ise doğuyu gösterir. eğer sol ayağınızı batıya, sağ ayağınızı doğuya gelecek şekilde durursanız yüzünüz kuzeyi gösterir.
ay yada güneş yardımıyla yön tayini yapabildiğimize göre ormanlık alanlarda nasıl yön tayini yapacağız gökyüzünü göremiyoruz yada hava çok kapalı yıldızlar gözükmüyor diyorsanız yeryüzeyini incelemeniz gerekmektedir. ormanlarda ağaç gövdeleri yada yer yüzeyindeki kayalara bakarsanız bunların her zaman tek tarafı yosun tutmuş olur. bu yosun tutan bölgenin baktığı yön kuzeydir.